Yönetici Olarak Otorite Kurmak Neden Bu Kadar Zor?
Yönetici Olarak Otorite Kurmak Neden Bu Kadar Zor?
Yeni yöneticilerle çalışırken en sık karşılaştığım konulardan biri otorite.
Özellikle kendi ekibinden terfi eden ya da kısa süre öncesine kadar ekip arkadaşlarıyla aynı seviyede çalışan kişilerde bu konu daha da zorlayıcı olabiliyor.
Bir gün aynı masada oturduğunuz, birlikte kahve içtiğiniz, işlerle ilgili dertleştiğiniz insanlarla ertesi gün yönetici–çalışan ilişkisine geçiyorsunuz. İlişki aynı gibi görünüyor ama roller artık aynı değil.
Ve bence kafa karışıklığı tam da burada başlıyor.
Bazı yeni yöneticiler “Ben değişmedim, yine aynı kişi olacağım” diyerek eski ilişki biçimini aynen sürdürmeye çalışıyor. Bazıları ise otorite kurabilmek için tam tersine gidiyor; daha mesafeli, daha sert, daha kontrolcü olması gerektiğini düşünüyor.
Oysa bana göre ikisi de otorite değil.
Otorite sert olmak demek değil
“Otorite” kelimesinin kendisi bile bazen insanlarda olumsuz bir çağrışım yaratıyor.
Sert olmak, insanları kontrol etmek, mesafe koymak, her konuda son sözü söylemek, hatta biraz korkulan bir yönetici olmak...
Ben otoriteyi böyle tanımlamıyorum.
Bir yöneticinin otoritesi, sesini ne kadar yükselttiğinden ya da ne kadar mesafeli olduğundan gelmez. Rolünün sorumluluğunu ne kadar taşıyabildiğinden gelir.
Ekibiniz sizi sevebilir. Sizinle rahat iletişim kurabilir. Hatta birlikte eğlenebilirsiniz de. Bunların hiçbiri otoriteyi ortadan kaldırmaz.
Ama gerektiğinde karar verebilmeniz, sınır koyabilmeniz, beklentiyi netleştirebilmeniz ve zor bir konuyu konuşabilmeniz gerekir.
Çünkü artık ilişkinin içinde yalnızca “biz iyi anlaşıyor muyuz?” sorusu yoktur. Ekibin performansından, iş sonuçlarından ve insanların gelişiminden de siz sorumlusunuz.
İyi ilişki ile arkadaşlık aynı şey değil
Bence yeni yöneticilerin en fazla zorlandığı noktalardan biri de bu ayrım.
İyi bir yönetici olmak için ekibinizle iyi bir ilişkinizin olması gerektiğine inanıyorum. Güvenin olmadığı, insanların yöneticileriyle açıkça konuşamadığı bir ortamda sağlıklı bir liderlikten söz etmek zaten zor.
Ama iyi ilişki kurmakla arkadaş kalmaya çalışmak aynı şey değil.
Arkadaşlık ilişkisinde eşit roller vardır. Yöneticilik ilişkisinde ise sizin taşıdığınız farklı bir sorumluluk vardır.
Bazen bir çalışanın performansıyla ilgili zor bir konuşma yapmanız gerekir. Bazen bir talebe hayır demeniz gerekir. Bazen ekipte herkesin hoşuna gitmeyecek bir karar almanız gerekir.
Eğer önceliğiniz sürekli sevilmek ya da kimseyi rahatsız etmemek olursa, bir süre sonra yöneticilik rolünüzü taşımakta zorlanmaya başlayabilirsiniz.
Otorite unvanla geliyor mu?
Kısmen.
Unvan size organizasyon içindeki resmî yetkiyi verir. Ama insanların sizi gerçekten yönetici olarak görmesini yalnızca kartvizitinizde yazan unvan sağlamaz.
Ben burada otoriteyi biraz daha farklı düşünüyorum:
Yetki size verilir. Otorite ise zaman içinde oluşur.
İnsanlar sizin nasıl karar verdiğinizi, söylediklerinizle yaptıklarınızın ne kadar tutarlı olduğunu, zor durumlarda nasıl davrandığınızı, adil olup olmadığınızı görür.
Yani otorite bir gün “Artık ben yöneticiyim” diyerek ilan ettiğiniz bir şey değil. İnsanların sizin liderliğinizi deneyimledikçe oluşturduğu bir algı.
Belki de bu nedenle yeni yöneticiler için bu konu bu kadar zor.
Çünkü bir taraftan eski ilişkilerinizi tamamen kaybetmek istemiyorsunuz, diğer taraftan artık o ilişkilerin içinde farklı bir rol taşımanız gerekiyor.
Bana göre mesele daha sert birine dönüşmek değil.
Mesele, kendiniz olmaya devam ederken yeni rolünüzün gerektirdiği sorumluluğu taşıyabilmek.
Ve otorite de tam olarak burada oluşmaya başlıyor.
Liderliğinizi geliştirmeye devam edin
Otorite kurmak, yöneticilikte üzerinde çalışabileceğiniz liderlik alanlarından yalnızca biri. Kendi liderlik yaklaşımınızı daha yakından değerlendirmek ve farklı gelişim alanlarında kullanabileceğiniz kaynakları incelemek için Liderlik Akademisi’ne göz atabilirsiniz.